The Bookshop Filmi

,  


The Bookshop filmi, 1950'lerin İngiltere'sinde eşini kaybetmiş ve yeni bir sayfa açmak isteyen Florence Green adında bir kadının hikayesini anlatıyor. Florence, küçük bir sahil kasabasında kitapçı açmaya karar verir.

Kasabanın muhafazakar ve değişime kapalı atmosferine rağmen Florence, kitap sevgisiyle kasaba halkını etkilemeyi başarır. Kitapçı kısa sürede kasabanın merkezi haline gelir ve Florence'ın hayatı yeni bir anlam kazanır.

Ancak Florence'ın başarısı, kasabanın nüfuzlu ve muhafazakar kişilerinin hoşuna gitmez. Bu kişiler, Florence'a karşı bir cephe oluşturur ve kitapçısını kapatmaya çalışırlar.

Florence, kitap sevgisi ve azmiyle bu engellere karşı mücadele eder. Film, Florence'ın bu mücadelesini ve kitapların insan hayatındaki önemini duygusal bir şekilde anlatıyor.


Gel gelelim filmde hoşuma giden şeylere. İnternette filmin 1950'ler civarında geçtiği yazmaktadır.  1950'ler İngiltere'si. Filmde insanların giyiniş tarzları ve konuşma şekilleri çok hoşuma gitti. Birbirlerini anlayışla dinlemeleri ve argo tabirler kullanmadan halkın dahi belirli bir kültürel birikimde konuşması ayrıca bir hoşuma gitti. Filmi ilk izlediğimde ki duygusuyla şuan yazmakta olduğum duygu bir değildir. O yüzden hatırımda kalan duygusal hislerimle yazıyorum  bunu mazur görün. 

Filmi izlerken  bir kitapçı açma fikri oluştu. Filmde küçük yaşlardaki çocukların bir şeylerin ucundan tutması yeni gelen birisine pek yardımsever tavrı ve çocuklara da bir yetişkin gibi muamele edilmesi filme ayrı bir zevk katmış. Giyiniş şekillerindeki el işçiliği bariz belli oluyor. 

Filmde en çok hoşuma giden sahne Florence Green'in Bay Brundish'in evine gidip bir kitap hakkındaki görüşlerini sorma sahnesiydi. Orada bir cümlede şöyle bir şey geçiyor:

"Anlamak zihni tembelleştirir." ve aynı sahnede cesaretten bahsettiği bir cümle var o da çok hoşuma gitti. 

Filmin kitabınının yazarı hakkında araştırma yaparken The Guardian'da Penelope Fitzgerald'le ilgili güzel bir makaleye denk geldim. Yazarın çok mütevazi  ve ince ruhlu  olduğunu anlatıyor. Guardian'da ki makaleyi de okumanızı tavsiye ederim.

Yorum Gönder