Türkiye, Hangi Koltuğa Oturmalı?

 17 Eylül Pazar günü görüştüğümüz değerli bir Alman Müslüman diplomat M. Wilfried Hoffman, bize şunları söylemişti: "Türkiye iki koltukta birden oturmaya çalışıyor: Hem İslâm, hem de Avrupa koltuklarında birlikte oturmak çok zor, zahmetli ve samimiyetsiz bir iştir. Bazen Batı'ya dönüp: 'Ben sizinle beraberim, birliğiniz içinde yer alabilirim' diyor. Bazen de, Müslüman memleketlerine dönüp, onlarla birlik ve beraberlik içinde bulunduğunu söylüyor. Hangisi doğru? İkisinin birden bütünüyle mümkün olmayacağı gayet açıktır. Türkiye bu zor ve tutarsızlıklarla dolu durumu bırakmalı, şahsiyetli, ciddi ve tutarlı yolu seçmelidir. Yöneldiği iki taraf için de inandırıcı gelmeyen bu koltuklardan birini terk etmelidir. O zaman diğer taraf da rahatlar ve ilişkilerini ona göre kurar. Türkiye de boşu boşuna zaman kaybetmemiş olur..." Müslüman Alman diplomat, "Bu da sorulur mu!" der gibi yüzümüze değişik bir dikkatle baktıktan sonra:

"Peki," diyoruz, "sizce Türkiye, hangi koltuğu bırakmalıdır?"

"Elbette İslâm koltuğunu seçmelidir... Onun kendisine kazandıracağı ağırlıkla, Batı'yla daha iyi pazarlık edebilir ve daha çok başarılı olabilir."

İki yıl önce NATO'da görevli İtalyan bir diplomatın Türkiye'ye tavsiye ettiği "ılımlı bir İslâmi devlet olma" tavsiyesini hatırlatıyoruz. O da bu yolla Türkiye'nin içeride birliğini çok daha güçlü biçimde sağlayacağını, böylece de güçlü bir müttefik kazanmış olacaklarını açıklamıştı. Ama bizim aydınımız, Doğu'da meydana gelen olayları önlemede etkili bir yol olarak, yani tamamen faydacı bir anlayışla ayet ve hadislerden yararlanmak isteyenleri dahi şiddetle itham edebilmişti. Tabiri caizse, ölüp gitmeye razı, ama çare İslâm'dan gelecekse ona razı olamaz bir ruh hâleti içindeydi. Oysa devletin iki manevi temelinin, Ayasofya'da okunan ezan ile Hırka-i Saadet Dairesi'nde okunan Kur'an olduğunu söyleyen Yahya Kemal Beyatlı, çağdaş bir insanımızdı...

Kaynak: Yaşadığım Avrupa, Vehbi Vakkasoğlu

Yorum Gönder