Hakkıyla Allah Dersen Dağlar Dahi Erir

,  

Evvelimiz menî, âhirimiz cîfe oluyor, kokuyoruz yani. Ne pâdişahlığımız ne paşalığımız ne hocalığımız ne hacılığımız fayda veriyor bize. Kokmayanlar Allah diyenlerdir hâ! Hakkıyla Allah dersen kokmazsın. 

Bir zât-ı muhteremi vaktiyle sürmüşler Harputa'a. Böyle sıcak Temmuz sıcağıymış. Toplamış ihvânını, demiş, "Ben öleceğim, âlem-i cemâle gidiyorum, çağırıldım" demiş, "beni Harput'dan" yani Elaziz'den, "Amasya'ya götüreceksiniz". Sırtda götürüyorlar o devirde yol filan yok. "Sırtda götüreceksiniz, oraya defnedeceksiniz beni" demiş. Demişler ki, "Efendi, hava sıcak" demişler. "Kokarsın" dememişler de edeben, "hava sıcak" deyince, buyurmuş ki, "Yetmiş sene Allah dedim, eğer kokarsam gömmeyin toprağa, köpeklere yedirin" demiş. Ve kokmamışdır efendiler! Onu taşıyanlar da hayatdadır yani. 

Hakkıyla Allah dersen her şey senin önünde mahkûm olacakdır. "Efendim, ben diyorum, olmuyor". Hakkıyla diyemiyorsun, onun için. Hakkıyla Allah dersen dağlar dahi erir. "لَوْ اَنْزَلْنَا هٰذَا الْقُرْاٰنَ عَلٰى جَبَلٍ لَرَاَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِۜ lev enzelnâ hâze'l-Kur`âne alâ cebelin le raeytehû hâşi'ân mütesaddi'an min haşyetillah". Eğer diyor Allahu Teâlâ, Kur`ân-ı Mübîn'i biz dağlara indirseydik, dağlar ne olacakdı, eriyecekdi. Ama onlara indirmedi, insanoğluna indirdi. Ama insanoğlu gaflet içerisinde. 

Hani müezzin ezân okurken bir zât çıkmış, demirciymiş kendisi, oradan da bir âlim geçiyor, âlim ama gaflet içerisinde, öteki demirci sûretinde ârif-i billah, müezzine bağırmış, "Sözün hak ama niyetin bâtıl" diye. O âlim demiş, "Bu nasıl söz! Allah'ın ezânına karşı". "Ben ezâna söylemedim" demiş, "müezzinin niyetine söyledim" demiş. "Nasıl isbât edersin?". "Gâyetle basit. Gel buraya hazretim" demiş. Örsün üstüne çıkmış, bir Allah demiş, örs erimiş. ""Bu da olmadı demiş, "hakkıyla Allah diyemedik". Neden? "Hakkıyla Allah desem ben de erimem lâzım gelirdi, demir eridi, ben erimedim" demiş. Çünkü Allah Kur`ân'da, "لَوْ اَنْزَلْنَا هٰذَا الْقُرْاٰنَ عَلٰى جَبَلٍ لَرَاَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِۜl ev enzelnâ hâze'l-Kur`âne alâ cebelin le raeytehû hâşi'ân mütesaddi'an min haşyetillah" diyor. 

Aslımız kokar ama mü'minler kokmazlar.

Biz âşıkız biz ölmeyiz
Çürüyüp toprak olmayız
Karanlıklarda kalmayız
Bize leyl ü nehâr olmaz

Allah diyen mahrûm olmaz. Bakıyorsun, üç yüzü sene evvel göçmüş, açıyorsun, kefeni bile böyle duruyor, daha solmamış. Çürümemiş. Gördüm gözümle de onun için söylüyorum. İstersen göstereyim sana da, var. Öyle duruyor, iki yüz senelik, üç yüz senelik cenâzeler var, daha hâlâ öyle duruyor. Açık yani. "Efendim, hava almamış da bilmem ne de ondan". Hava da alıyor yani, kabir açık. Kefeni de solmamış. Yalnız kefen rutubetlenmiş. Kendisinde bir şey yok, duruyor. Nice böyle Allah'a kurbiyyeti olan zevât var, Allah bunları ibret olarak bırakmış beşeriyyete. Ashâb-ı Kehf de öyledir. 

Hakkıyla Allah dersen ne ateş yakar, ne bıçak keser, ne su boğar. Hepsini Kur`ân-ı Kerîm'de Allah gösteriyor. İbrâhim hakkıyla Allah dediği için Allah nâr-ı Nemrûd'u nûr eyledi. İsmâil hakkıyla Allah dedi, ete bıçak yürümedi, taşı kesdi, eti kesmedi. Öyle değil mi? Öyle olmadı mı? Bitdi. Su da boğmaz. Gark da olmaz. İşte Hazret-i Nûh'un kavmi de öyle oldu, Allah dedikleri için onlar boğulmadılar. Kâfirler boğuldular, onlar boğulmadı, kurtuldular. 

Ama hakkıyla Allah demeli ve Allah demeye lisânı sâlih kılmalıdır. Yani lâyık bir ağız taşımalısın Allah demek için. 

Kaynak: Muzaffer Ozak

Yorum Gönder