Git Eve Anan Baban Sana Vaaz Etsin

Ben buraya konferans vermeye gelmedim.
Ben buraya, Çanakkale Harbi'ni vermeye geldim.
Ben buraya, cephede askerlere "Hücum" emri vermeye geldim. Her türlü küfre karşı, her türlü zulme karşı, şu memleketi sömüren odaklara karşı. Adres vermeye gerek yok. Siz sineği bile namlayan (vuran) insanlarsınız. Onun için artık kürsüdekinden her şeyi açık seçik beklemeyin.

Sen buraya vaaz dinlemeye gelmedin. "icâzet merasimi varmış, gidelim, takılalım" vesaire. Öyle değil. Ben buraya vaaz etmeye gelmedim. Git eve anan baban sana vaaz etsin, git ninen, deden sana vaaz etsin icabında. Benim âcizâne burada konuştuğum bir vaazdır, Eyvallah ama bir yerde vaaz hududunu taşırıyorum. Bak, dikkat et! Ben şu an burada Resûl-i Ekrem'in (Sallallâhü Aleyhi ve sellem) dediği gibi olmanın sancısını çekiyorum.

Resûl-i Ekrem'den (Sallallâhü Aleyhi ve sellem) topla, bu tarafa gel. Genelde İslâmiyet'te, özelde Nakşibendî tarikatında ilim zikirden önce gelir. "Ben buraya geldim, bu hocayı dinledim, hem de tarikat dersi yapayım." Veyahut da "Hocanın konuştuklarını dinlemeye gerek yok, ben dersimi bitireyim bir an önce" vesaire, câiz değildir. O tesbihi koynuna koy, cebine koy, çantana koy. İlim zikirden üstündür.

Sen, zikrin nasıl yapılacağını ilimle öğrenirsin. Sana namazın nasıl kılınacağını tesbih öğretmiyor. Sana tahâretin nasıl alınacağını tesbih göstermiyor. Sana nasıl giyineceksin, nasıl Allah'ın en şerefli kulu olacaksın tesbih öğretmiyor. Tesbihe şiddetle ihtiyaç var; amma velâkin ilim olmadan (sadece) tesbihle olmuyor.

Diyelim ki Mevlâ'yı zikretmek eğer bir ekmek ise ilim de havadaki oksijendir.

Şehit Bayram Ali Öztürk  Hocamız 

Yorum Gönder